Everest Dağı’ndaki Sağlık Araştırma Merkezi

Everest Dağı’nda çoğunlukla buz ve kayalık bulunmaktadır. Geceleri sıcaklık sıfırın altında 30 °C’ye kadar düşmektedir. Hava yoğunluğunun az olması nedeniyle burada yaşayan insanların ömrü uzun değildir. Çadır kurmak için uygun bir yer olarak görünmeyebilir ancak bir gün yoğun bakımdaki hastaların tedavisini kolaylaştıracak olan araştırmalar için mükemmel bir yerdir.

5300 Metre Rakımda Yapılan Araştırma

2013’ün yazında bir İngiliz-Amerikan araştırma ekibi deniz seviyesinden 5300 metre yüksekteki Everest’in güneyindeki kamp alanına çadır kurdular. İnsanoğlunun bu dağa ilk çıkışından 60 yıl sonra oksijen yetersizliğinin (hypoxia diye de bilinir) insanı nasıl etkilediğini daha ayrıntılı bir şekilde öğrenmek amacıyla buraya yerleştiler. Burada edinilen bilgi birikimi ile yoğun bakımdaki hastaların hayatta kalma oranının arttırılması hedeflenmektedir.

Adı Xtreme Everest 2 olan bu proje kapsamında University College London, Southampton Üniversitesive Duke Üniversitesi (Kuzey Carolina)’nden 11 doktor ve araştırmacı, 49’u kampta olmak üzere bu elverişsiz yerde 83 gün geçirdiler. Denek olma amacıyla zorlu bir tırmanış yapmaya istekli 200 gönüllü de bilim adamlarına eşlik etti. Doktorlar kendileri ve diğer katılımcılar üzerinde çeşitli testler yaptılar ve bu süreçte 4000’den fazla kan örneği aldılar.

Hypoxia’nın Aydınlatılması

Bilim adamlarının buradaki buluşları birçok kalp ve akciğer hastalığına çözüm olma potansiyeline sahiptir. 2011 yılında Almanya’da yoğun bakım gerektiren 2 milyondan fazla vaka meydana gelmiştir. Britanya’da ise nüfusun beşte birinin hayatları boyunca belli periyotlarda yoğun bakımda olacakları öngörülmektedir. Bu hastaların beşte ikisinin de hypoxia yani oksijen yetersizliğinin bir sonucu olarak ölecekleri tahmin edilmektedir.

University College London’da anestezi ve yoğun bakımda uzman Dr. Danel Martin: “İnsanoğlu oksijen miktarının azlığına adapte olabilir ancak bu adaptasyonun kalitesi kişiden kişiye göre değişmektedir. Örneğin zatürre görülen 100 kişiden 25’inin hastalığı 1 hafta içinde atlatması beklenir. Geriye kalan 75 kişiden 50’si hastanede tedavi görmek zorunda kalır ve 4 ile 6 hafta sonra iyileşir. Kalan 25 kişi ise yoğun bakım ve oksijen uygulanmasına rağmen bir hafta içinde ölür.

Kırmızı Kan Hücreleri

Everest Dağındaki kampta atmosferik basınç deniz seviyesindekinin yarısıdır. Yani bir nefes alışta akciğerlere normaldekinin yarısı kadar oksijen gitmektedir. Deniz seviyesinde oksijen doygunluğu (oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin oranı) %100’dür ancak bu oran kampta yüzde 70’e düşmektedir. Bu oran hypoxiaya neden olur. İnsan vücudu azalan atmosferik basınca karşılık daha fazla kırmızı kan hücresi üretir böylece kanda daha fazla oksijen taşınabilmektedir. Dr. Martin’in zatürree hastalarında olduğu gibi bu yüksekliğe çıkan insanların % 25’inde düşük atmosferik basınca bağlı bir sorun ortaya çıkmaz. Yaklaşık %50’si yüksekliğe bağlı rahatsızlıklar yaşar ve fazladan oksijene ihtiyaç duyarlar. Kalan %25’inde ise şiddetli baş ağrıları, baş dönmesi, bulantılar meydana gelir.

Yükseltisi fazla olan yerlere bazı insanların diğerlerinden nasıl daha iyi bir şekilde uyum sağladığı bilinmemektedir. Ancak bu bilgi yoğun bakımdaki hastalara uygulanan tedavinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Hypoxia’dan zarar gören yoğun bakımdaki hastalara her zaman yapay solunum olarak fazladan oksijen verilmektedir. Ancak verilen bu fazla oksijenin solunmasının risksiz olduğu söylenemez. Tedaviden kaynaklanan yüksek solunum basıncı retinadaki kan damarlarına zarar verebilir. Ayrıca çok fazla oksijen eğer uzun bir süre içinde solunursa akciğerler zarar görebilir. Dr. Martin ise konu hakkında şöyle bir öneri sunmaktadır: “Kalp atışını hızlandırmak için hastalara oksijen, kan veya ilaç vermek yerine, vücudun kendi kendisini iyileştirebilmesi için fizyolojik süreci yavaşlatmanın bir yolunu bulabiliriz”.

Mevcut sorulara yeni cevaplar bulma arayışındaki bilim adamları hastalığı ciddi seviyelere ulaşmış hastalarda geniş çaplı testler yapmanın imkânsız olduğu ikilemiyle karşılaşmaktadır. Yükselti odalarındaki (özel amaçlar için oksijeni ve basıncı düşürülmüş odalar) çalışmalar da bu kadar büyük çaplı bir araştırma için yetersizdir. Bu yüzden bilim adamları Xtreme Everest Projesi’nde yapmak istedikleri testleri 200 adet sağlıklı ve oksijen yetersizliğine maruz kalan insan üzerinde –durumu yoğun bakımdaki hastalardaki hypoxiaya benzeterek- yapmaktadır.

Proje ekibi Everest’e 2007’de gitmişti. Dr. Martin 8488 metre yükseltiye yani oksijen miktarı deniz seviyesindekinin üçte biri kadar olan bu noktaya diğer katılımcılarla birlikte tırmandı. Araştırmacılar zirveden sadece birkaç yüz metre uzaklıkta gönüllülerden kan örnekleri aldı. Ayrıca Dr. Martin’in kanındaki oksijen seviyesi sağlıklı bir insanda ölçülen en düşük değer çıktı.

2007’deki macerada da bilim adamlarına 200 gönüllü eşlik etmişti. Ana kampta araştırmacılar örnekleri incelemek için Siemens’in kanda gaz analizi yapan cihazlarını kullandılar. İlk bulgulardan biri; havadaki oksijen azaldığında nefes verilirken daha fazla nitrik oksit açığa çıkmasıdır. Nitrik oksit gazı kan damarlarını genişletir böylece kan daha güçlü akar ve vücuda daha fazla oksijen desteği sağlanır. Ancak bu ilk gezi birçok soruyu (Xtreme Everest 2’nin çözmek için yola koyulduğu) cevapsız bıraktı. Bunun sonucunda 2013 yılında 200 katılımcı Everest Dağı’ndaki kampa doğru bir kez daha yol aldı ve çeşitli yüksekliklerde kurulmuş geçici laboratuarlarda bilim adamlarına yardımcı oldu. Katılanlar arasında 3500 metre yüksekliğe çıkan 18 yaşından küçük çocuklar da yer aldı.

Şerpaların Gizli Silahı: Nitrik Oksit

Yerli Şerpalardan ( Himalayalar’da yaşayan dağcılık konusunda tecrübeli ve bu dağlara gelen ziyaretlere yardım eden insan topluluğu) oluşan bir grup da yürüyüşe katıldı. Şerpaların dağdaki zorlu çalışma koşullarına toleransları ve yüksek rakımlarda ağır yük taşıyabilmeleri onları araştırmanın önemli bir parçası haline getirdi. Dr. Martin: “Bilim adaları Şerpaların deniz seviyesinde yaşayan insanlara göre kanlarında daha fazla oksijen akışı sağlayabildikleri düşünürlerdi. Ancak bunun doğru olmadığı ve Şerpaların kalp hareketleri ve aldıkları oksijenin diğer insanlarla aynı olduğu görüldü. Havadaki oksijen miktarı azaldığında Şerpalar buna karşılık çok daha fazla nitrik oksit üretmektedirler. 3500 metrede alınan örneklerde Şerpaların diğer insanlardan 61.4 ppb daha fazla nitrik oksit ürettiği saptandı.” Nitrik oksit kan akış hızını arttırıp hücre seviyesinde mitokondrinin oksijeni işleme şeklini değiştirmektedir, yani vücuda alınan az miktardaki oksijen daha iyi kullanılır. Bu bilgiler ışığında yoğun bakımdaki hastaların kanındaki nitrik oksit seviyesini değiştiren ilaçlar üretilebilir.

Devam eden araştırma projeleri çeşitli bağışlarla desteklendi. Verilerin tamamen analiz edilebilmesi ve tüm bilgi ve bulguların geniş bir veritabanında derlenmesi için önceden toplanılan ₤850,000 a ek olarak ₤250, 000’lik bir bütçeye ihtiyaç oldu. Bu yüzden sonuç hakkında bir şeyler söylemek için henüz erken. Ancak bilim adamları yüksek rakımlara kadınların erkeklerden ve yaşlı erkeklerin genç erkeklerden daha kolay uyum sağladığı gibi bulgular elde etti.

E-Bülten